ehlileştirilmek
merhaba, yeniden.
geri dönmem neredeyse bir yılımı aldı. bu bir yılda hayatımda inanılmaz değişiklikler olduğu aşikar. yine de aşırı boş bir yaz tatili geçirdiğimi söylersem yanılmış olmayız.
saat sabahın 4 buçuğu oldu. uyku düzenimin hiç bu kadar sapıttığını hatırlamıyorum. bilgisayarın ışığı artık gözlerimi acıttığı için annemin nemlendirici damlasından 2 tüp gözüme boşaltıp kahve yaptım kendime. aşırı gerildim çünkü annem uyanırsa ve beni sabahın 4ünde mutfak sandalyesine tünemiş, nemli gözlerle kahve yaparken yakalarsa gerçekten endişelenebilir.
antrenin lambasını açmadan buzdolabının ekran ışığına tutarak kahvemin süt dengesini nihayet tutturup ardından tırıs tırıs odama geri döndüm. yıldızlar ve işaretlerle yüklü bu gecede, kendimi ilk kez dünyanın tatlı kayıtsızlığına bırakıyordum.
_________________________________________________________________________________
sadece ben ve beni rahat bırakmayan zihnim; bir plak gibi sürekli dönen, dönen, dönen zihnim ve huzursuz, gergin bir enerjiden oluşan benliğimle birlikte, saatlerce düşündüğüm sıcak yaz akşamlarından biri.
annemin sahilde dondurma yeme teklifini defalarca kez reddettiğim yaz akşamlarından sadece biri.
demlenmesini çoğu zaman ayarlayamadığım taze çekilmiş filtre kahvelerin, dibi sararmış kupaların ve balkondaki bitkilerin arasında, sersemlemiş bir halde ayakta dikilmiş, ufuk çizgisine konsantre olup, gözlerim acıyıncaya dek uzakları görmeye çalıştığım, hayal gücümle dağların arkasını aştığım günler.
kesik kesik yazan tükenmez kalemimle çizdiğim uyduruk bir çetele tablosuna sıkışmış ağustos ayı.
_________________________________________________________________________________
başka yerlere gitme isteğiyle büyüyorsunuz ve bu sizi açgözlü biri yapıyor.
annem gerçekten de haklıydı, sanırım, benim için hiçbir şey yeterli değildi. yeter sanırdınız fakat kırlangıç kuşu gibi, bir anda yükselip dibe çakılmam saniyelerimi bile almazdı. sahilde keyifsiz gözlerle dolanırken beni izleyen annemin "bu sokaklara sığamıyorsun bir türlü" dediği gün, bizim için tipik bir haziran akşamıydı.
küçük kasabalar beni heyecanlandırmıyordu, evet.
huzursuzluğumdan, hırçınlığımdan, hiçbir yere sığamamaktan,"aidiyet" duygusundan yoksun oluşumdan, bulunduğum kabın şeklini alamamaktan-(böyle olmak her zaman değil, ama bazen iyi bir şeydir), halihazırda inşa ettiğim benliğin kumdan bir kale gibi sürekli yıkılmasından-ve benim onu ayakta tutmaya çalışırken verdiğim mücadeleden, yorulmuş ve bıkmıştım.
bu aidiyetsizliği ve geri kalan her şeyi ne zaman farkettim, hatırlamıyorum. sadece farkına vardıktan sonra en azından çevremdekileri mutsuz etmek istemediğim için hiçbir şey yokmuş gibi davrandım. akşamları balkonda oturur, yüzümde bir tebessümle herkesle birlikte çay içerdim. asi olmamayı, o koca çenemi her defasında açmamam gerektiğini, kendimi dizginleştirmeyi, kendimi kontrol edebilmeyi rol yaparken öğrendim.
sanırım her insan kendini bir kereliğine bile olsa tartmalı.
ben de öyle yaptım: küstahlığımın ve ukalalığımın arkasında yükselen özgüvenin aksine kendimle o kadar barışık biri olmadığımı anlamam çok sürmedi. fakat bu yine de rol kesmeyeceğim anlamına gelmiyordu. güçlü bir karaktere sahip olabilmenin altın kurallarından biri, kendinizle ilgili beklemediğiniz bir gerçekle yüzleşseniz ve dünya başınıza yıkılmış olsa bile, öyle değilmiş gibi davranmanız gerekir. bu tür bir süreçten geçiyorsanız, insanı ayakta tutan yegane şey şudur: her zaman böyle olmayacak. her zaman kendini böyle kötü hissetmeyeceksin. her zaman aç olmayacaksın. bu aidiyetsizlik bir gün belki de gidecek. her zaman neysen aslında şu an o değilsin.
....daha önceleri herkesin ve her şeyin, en başta da kendimin çok önemli olduğunu düşünürdüm. eskilerden kalma bir alışkanlık. duygusallığımı bastırıp bencil davrandığım zaman her şey daha iyiye gidiyor. gaddarlık ne zamandan beri beni her anlamda başarıya götürür oldu? hiçbir zaman anlayamayacağım şeylerden biri.
şimdiye dair ise söyleyebileceğim tek şey bu konuların üzerinde çok fazla düşünmüyor oluşum. sadece bazen mutfakta kivi traş ederken daldığım oluyor, ya da duştayken.
Comments
Post a Comment